Üroloji



  • Mesane Kanseri
    Mesanenin iç yüzeyini döşeyen mukoza hücrelerinden köken alan tümörlerdir. Erkeklerde görülen mesane kanserlerinin yarısından fazlası sigara içimi ile ilgilidir. Ülkemizde yoğun sigara içicilerinin oranının gelişmiş ülkelere göre oldukça fazla olduğu göz önüne alınırsa mesane tümörü sıklığının da fazla olduğu açıktır. Sigara içenlerin idrarlarında normalde olmayan kimyasal maddeler atılır. Kanser yapabilme özelliği taşıyan maddeler yıllar içerisinde yaptığı kimyasal tahriş ile tümör oluşumuna neden olur. Mesanede görülen tümörlerin birden çok odakta olması yanında henüz gözle görülemeyen başlangıç aşamasında oluşumlar da bulunur.  

    Tümörlerin %70'i yer çekimi etkisi ile idrarın en fazla beklediği mesane tabanındadır.

    Genellikle idrarda kanama (hematüri) ile ortaya çıkar. Gözle görülen pıhtılı veya pıhtısız kanamalar olabildiği gibi rutin kontroller veya başka nedenlerle yapılan idrar tetkiklerinde idrarda kan görülmesi de ilk belirti olabilir. Mesane tümörleri evrelerine göre ikiye ayrılırlar.

    Yüzeyel tümörler Infiltran tümörler Yüzeyel tümörler mesane duvarına ince bir sap ile tutunmuş karnabahar görünümündeki tümörlerdir. Sıklıkla birden çok odakta bulunurlar. Kapalı ameliyat ile mesane duvarındaki sapı ve altındaki bir miktar sağlam doku ile birlikte kesilerek çıkarılırlar. Yüzeyel mesane tümörleri mesane dışına ilerlemezler, lenf bezlerine atlamazlar. Ancak yüzeyel tümörler mesane içerisinde sık nüks ederler. Bunun nedeni tümörlerin kesilerek çıkarıldığı anda henüz gözle görülemeyen oluşum halindeki yapıların varlığıdır. Bu oluşumlar da kapalı ameliyattan sonra mesane içerisine idrar sondası yoluyla bırakılıp bir kaç saat bekletilen ilaçlarla tedavi edilmeye çalışılır. Mesane içi ilaç uygulamaları ile ameliyat sonrası tedavilerinin yapılmadığı durumlarda birden çok odakta tümör bulunan olgularda %50'nin üzerinde nüks görülür. Bu nedenlerle hastalığın kontrolünde tedaviden daha fazla kontrollerin önemi vardır. Tedaviden sonra kontroller ilk yıl içerisinde 3 ay aralıklarla yapılmalıdır. Kontroller mutlaka endoskopi ile mesanenin içerisinin gözlenmesi yoluyla olmalıdır. Nükseden tümörler de ilk tümör gibi yüzeyeldir ve aynı yöntemlerle tedavi edilir. Ancak bir grup tümör nüksederken davranış değiştirip infiltran özellik kazanabilir ki bu oran %20'yi geçmez

    Mesane duvarına ilerlemiş tümörlerde ise standart tedavi mesane ile birlikte prostat ve er bezlerinin leğen kemiği içerisindeki lenf bezlerinin büyük kısmı ile birlikte çıkarılmasıdır.(Radikal Sistektomi) Hastalar için organ kaybı ve maluliyet anlamına gelse de uygun olgularda yaşam kurtarıcıdır. Mesaneyi koruyarak uygulanacak kemoterapi, radyoterapi gibi yöntemlerin sonuçları iyi değildir.

    Ayrıca bu uygulamalardan sonra mesaneyi çıkartma operasyonu teknik olarak çok zor ya da imkansız hale gelebilir.

    Mesane çıkarılmasına rağmen uygun olan olgularda hastanın bağırsaktan yapılan bir mesane yardımıyla normal yoldan idrar etmesi mümkün olabilir. Uygun olmayan olgularda idrar boruları karın duvarına yapılan ağızla bir torbada toplanır. Bu hastalar normal giysileri ile günlük yaşamlarına devam edebilir. Sosyal ortamlara girebilirler. Erkek hastalar cinsel yaşamlarına devam edebilirler. Cerrahi tekniklerin gelişmesi ve cerrahların deneyim kazanması ile uzun olan operasyon süresi günümüzde kabul edilebilir düzeylere inmiş ve komplikasyon oranları oldukça azalmıştır.

  • Prostat Kanseri
    Prostat kapsülünün içerisinde kalan tümörler erken evre tümörlerdir. Tedavi ile hastalıktan tamamen kurtulmak mümkün olur. Kapsülü geçen tümörler ve başka organlara yayılmış tümörlerin gidişi kötü olabilir. Prostat kanseri erkeklerin en sık görülen üç kanserinden birisidir.

    Prostatın ortasından idrar kanalı geçer. İyi huylu prostat büyümesi idrar borusunun etrafını saran dokudan gelişirken olguların büyük kısmında (%70-80) olguda prostat bezinin dış kısımlarından onu saran kılıfın hemen altından başlar. Bu nedenle işeme belirtileri ortaya çıkarmaz.
    Ancak ileri evrelerde işeme belirtileri ortaya çıkarır ki bu dönemde çoğunlukla uzak organlara yayılmış ve şifa sağlama olasılığı kalmamıştır. Bu nedenle 50 yaşından sonra hastaların yılda bir kez PSA ölçümünü içeren prostat kontrolünden geçmeleri gereklidir. Ailesel yatkınlığı bulunan olgularda yaş 40'a düşürülüp kontrol aralıkları daha sık tutulabilir. PSA 1980'li yılların başında kullanılmaya başlamıştır. Bundan önce prostat kanserlerinin %70-80'i ilk tanı konulduğunda uzak organ yayılımı yapmış halde yakalanırken. Günümüzde bu oran tersine dönmüştür. Erken evrede tanı konulan olguların çok büyük kısmında cerrahi tedavi ile 10 yıllık sağkalım oranları %80-90'lara ulaşmıştır.

    Görülme Sıklığı

    Erkeklerin en sık görülen ilk üç kanserinden biridir. Bütün kanserlerin %32'sini oluşturur. Kırk yaşın altında nadiren görülür. Dekadlarda geometrik dizin biçiminde artar.

    Ellili yaşlarda otopside prostat kanseri (klinik önemi olmayan-rastlantısal olarak bulunmuş) %40 oranında bulunurken bu oran yetmiş beş yaşında %75'tir.

    Olguların büyük kısmını latent (klinik önemi olmayan) durumdadır.

    Elli yaşın üzerindeki her sekiz Amerikan erkeğinin birinde prostat kanseri ortaya çıkar. Kanser ölümleri içerisinde ikinci sırada yer alır.

    Latent prostat kanseri olan hastaların yaşamı bu durumdan etkilenmez, kalp krizi, beyin kanaması gibi başka bir nedenle hayatını kaybederler.

    Nedenleri

    Çevresel ve beslenme alışkanlıkları nedeniyle batılı gelişmiş ülkelerde daha sık görülür. Bunun katı-hayvansal yağ, kırmızı et tüketiminin fazla olmasıyla ilişkili olduğu düşünülür. Gerçekten de yağdan fakir bitkisel gıdaların tüketildiği uzak-doğu ülkelerinde görülme sıklığı düşüktür. Uzakdoğudan ABD'ye göçenlerde çevresel etkenlere maruz kalmakla prostat kanseri görülme sıklığı katlanarak artar. ABD'de yaşayan 2.-3. kuşak göçmen Japonlarda Amerikan beyazları ile aynı oranda görülür. Bu Japonya'da yaşayanlardan 10 kat fazladır. Enfeksiyonların prostat kanseri ne neden olduğu ile ilgili bilgiler vardır

    Birinci derece yakınlarında prostat kanseri olan erkeklerin prostat kanserine yakalanma ihtimali normal popülasyona göre yaklaşık üç kat fazladır. Bunu ailesel yatkınlık olarak isimlendirebiliriz.


    Genetik prostat kanseri ise genellikle erken yaşta ortaya çıkarlar. 55 yaş altı tümörlerin %43'ünü prostat kanserlerinin %9'unu oluşturur.

    Normal prostat hücrelerinin erkeklik hormonunun uyarması ile kanser hücrelerine dönüştüğü düşünülür. Neden bazı erkeklerde olduğu kesin belli değildir. Hormonal etkiyi net olarak gösteren bulgular vardır. Erkeklik hormonunun (Testosteron)kan düzeyinin düşük olduğu hormonal hastalıklara sahip erkeklerde prostat kanseri oluşmaz.

    Kemiklere yayılmış ağrılı prostat kanseri olan hastaların her iki testisinin çıkarılarak (Hadım etmek-Kastrasyon) kandaki erkeklik hormonunun yok edilmesi ağrıda dramatik düzelmeye neden olur. İyi huylu prostat büyümesi ile prostat kanseri oluşumu arasında bir ilişki yoktur. İyi huylu prostat büyümesi beklemekle prostat kanserine dönüşmez. İki hastalık prostatın ayrı bölgelerinden başlayan birbirinden bağımsız olgulardır. İyi huylu prostat büyümesi nedeniyle açık ya da kapalı ameliyat olan hastalar ameliyat olmamış hastalarla aynı oranda prostat kanseri olma riski taşırlar. Çünkü bu ameliyatlarda prostat bezinin kanser gelişen bölgeleri çıkarılmamıştır.

    Gelişimi ve Evreleri

    Klinik olarak anlamlı olan prostat kanserleri 0.2-0.5 cc hacmine ulaşanlardır. Prostat kapsülünün içerisinde kalan tümörler erken evre tümörlerdir. Tedavi ile hastalıktan tamamen kurtulmak mümkün olur.


    Kapsülü geçen tümörler ve başka organlara yayılmış tümörlerin gidişi kötü olabilir. Prostat kanserleri tanısı koymak genellikle aşağıdaki nedenlerle olur.

    1.İyi huylu prostat büyümesi nedeniyle yapılan açık ya da kapalı ameliyatta tesadüfen tümör bulunması. Çıkarılan dokunun patoloji sonucunda belirtilir. 2.Prostat kontrolü sırasında parmakla rektal muayede nodül hissedilmesi 3.ProstatSpesifikAntijen (PSA) düzeyinin yüksek bulunması 4.Büyümüş tümörlü prostata veya kemik yayılımlarına ait belirtiler Günümüzde gelişmiş toplumlarda 50 yaşını geçen erkeklerin prostat kontrollerini yaptırmaları gerekir. PSA'nın yüksek duyarlılığı nedeniyle prostat kanserlerinin yarısından fazlası erken evrede iken tanınmaktadır.
    Prostata SpesifikAntijen (PSA) nedir? Tanıda nasıl kullanılır?

    Prostatın iyi ve kötü huylu hücrelerinde yapılan glikoprotein yapısında serin proteazdır. Büyük ölçüde meniye katılır ve normal fizyolojide meninin dışarı boşaltıldıktan sonra erimesine yardım eder.

    Prostat kanserinde yükselir. İyi huylu büyüme ve prostat iltihapları da PSA'nın yükselmesine neden olur. Bu nedenle PSA'sı yüksek bulunan olgularda rektal muayene bulgusu yok ise prostat iltihabı belirtileri olmasa bile biopsiden önce 2-3 hafta süre ile prostata geçebilen antibiotikler verilerek takiben PSA ölçümü tekrarlanmalıdır. Genç erişkinde kanda ölçülen PSA'nın normal değeri 0-4 ng/ml'dir. 4-10 ng/ml arasında değerlerde prostat kanseri bulunma ihtimali %25 civarındadır. Bu aralıktaki PSA yükseklikleri daha sıklıkla iyi huylu prostat büyümesine ya da iltihaplarına bağlı olabilir. Antibiotik kullanımına rağmen PSA düzeyi düşmeyen olgularda TRansrektal UltraSonografi(TRUS)eşliğinde bipsi endikasyonu vardır.

    Gereksiz biopsilerin sayısını azaltmak amacıyla PSA kullanılarak birtakım parametreler geliştirilmiştir. Yaşla uyumlu PSA

    Yaşla birlikte PSA düzeyi artar.

    40-49 yaş 0-2.5 ng/ml 50-59 yaş 0-3.5 60-69 yaş 0-4.5 70-79 yaşında üst sınır 6.5 ng/ly'e çıkar

    Daha genç erkeklerde daha düşük PSA ile daha yaşlılara göre daha fazla prostat kanseri saptanır.

    PSA dansitesi

    1gr iyi huylu prostat dokusu PSA yı 0.12 ng/ml yükseltir. Bu nedenle büyük hacimli iyi huylu prostatı olan ogularda PSA yüksekliğinde biopsi endikasyonu daha dikkatli konulmalıdır.

    PSA yükselme hızı

    PSA'nın bir yılda aynı laboratuvarda yapılan ölçümlerinde 0.75 ng/ml'den fazla artması Prostat Kanseri açısından şüphelendirmelidir. PSA artış hızı ve prostat hacmine göre PSA fikir verici olmakla birlikte karar verdirici değildir.

    Serbest PSA/total PSA oranı

    Serbest PSA, PSA'nın ölçülebilen bir fraksiyonu olup özellikle iyi huylu prostat büyümesinde artar. Bu nedenle serbest PSA/total PSA oranı önemlidir. Oranın 0.20 den büyük olması iyi huylu büyümeyi işaret eder. Serum PSA düzeyi hastalığın evresini saptamakta oldukça yararlıdır.

    Biopside Prostat kanseri tanısı almış olguların PSA düzeyi 15 ng/ml'nin altında ise lenf nodu büyümesi araştırmak amacıyla BT veya MR yaptırmak kemik yayılımı araştırmak amacıyla kemik taraması yaptırmak gerekli değildir.

    TRansrektalUltraSonografi(TRUS)ve eşliğinde prostat iğne biopsisi

    Tanı koymak amacıyla yüksek PSA ve/veya şüpheli parmakla rektal muayene varlığında yapılır. Parmakla rektal muayenede erken evre tümörlerin yarısından fazlasında bulguların normal olduğu unutulmamalıdır. İşlem lokal anestezi altında yapılabilir. İşlemden en az 48 saat önce koruyucu antibiotik başlanılması varsa kullandığı kan sulandırıcıların 5-7 gün önce kesilmesi gereklidir.

    TRUS eşliğinde gözlenen nodül varsa nodülden ve/veya 8-12 kadran biopsi alınmalıdır.

    Patoloji (Biopsi Sonucu)

    Prostat kanseri Adeno kanserdir. Yani hücreler bez yapacak şekilde dizilmiştir. Hücrelerin tümöral yapı kazanması ile birlikte bezlerin organizasyonu ne kadar bozulursa tümör o kadar saldırgandır. Bu Gleason derecelendirme sistemi ile ifade edilir. Tümörler 1′den 10′a kadar derecelendirilir. 0-4 iyi, 4-7 orta, 7-10 ileri derece olarak ifade edilir. Prostat kanserlerinde sıklıkla birden fazla derece bir arada bulunur. Bunların en baskın olan ikisi ile Gleason skoru bildirilir (4+3, 7+8 vs.)

    Evrelendirme

    Tümörün prostat kapsülünü geçip geçmediği, komşu olduğu er bezlerine atlayıp atlamadığı gibi sorular lokal evrelendirme ile ilgilidir. Parmakla rektal muayene bulguları ve transrektal ultrasonografi görüntüleri bu konuda yardımcı olabilir. Endorektal manyetik rezonans (MRI) görüntüleme ise eldeki parametrelerin karar verdirmekte sınırlı kaldığı yüksek riskli hasta grubunda yapılabilir.

    Lenf bezlerine atlama, kemiklere yayılma gibi sorunların aydınlatılması gerekebilir. Total PSA düzeyinin 15 ng/ml nin altında olduğu olgularda bu tutulumlar ileri derecede nadirdir. Standart değerlendirmede bu tetkikler yapılmaz ancak nihai tedavi tercihi yapılacak olgularda tetkikler istenebilir.


    Tedavi Erken evre Prostat Kanserleri

    İyi tedavi edilen organa sınırlı kanseri olanlarda 10 yıllık hastalıksız sağkalım oranları %70-85 arasında değişir. Organ dışına minimal lokal yayılımların olduğu olgularda da aynı oran %75 civarındadır. Bu evrede tedavi seçenekleri radikal prostatektomi ve radyoterapidir. Günümüzde radikal prostatektomi genel durumu cerrahiye uygun, beklenen yaşam süresi 10 yıl ve üzeri olgularda birinci tercih olarak kullanılmaktadır. Sağkalım oranları radyasyon tedavisine göre daha yüksektir.

    Radyoterapinin vücut dışından ışınlama ve prostatın içerisine radyoaktif tohum yerleştirilerek yapılan türleri vardır

    Radikal prostatektomi

    Prostatın içinden geçen idrar yolu ve erbezleri ile birlikte tamamen çıkarılmasıdır. İdrar yolu mesaneye yeniden ağızlaştırılarak devamlılığı sağlanır. Açık operasyon ve robotik cerrahi yöntemiyle yapılabilir. Uzun vadede iki önemli sayılabilecek soruna neden olabilir.

    İdrar kaçırmasorununun tamamen idrar kaçırma olması %3 oranında görülür. Stres kaçırma (ayağa kalkma, öksürme, ıkınma ile) görülme sıklığı ise %15-20 civarında bildirilmiştir. İdrar kaçırma yapıldığı yöntemden çok yapan cerrahın deneyimi ve yeteneği ile ilgilidir.

    Sertleşme Problemi (İktidarsızlık) Sertleşmeyi sağlayan sinirlerin anatomik olarak prostatın kılıfının yan yüzlerin yapışık diyebileceğimiz kadar yakın olduğunu söyleyebiliriz.

    Bunların operasyon sırasında kesilmesi ile sertleşme problemi oluşur. Prostat kapsülü dışına yayılma ihtimali olmayan olgularda bu sinirler korunarak hastanın cinsel fonksiyonunun devamı sağlanabilir. Ameliyat sonrası iktidarsızlık gelişen olgularda penis protezleri yerleştirmek yolu ile (mutluluk çubuğu) hastanın cinsel yaşamının devamı sağlanabilir.

    İleri evre prostat kanseri tedavisi

    İleri evre prostat kanseri denilince çok büyük çoğunlukla kemiklere yayılmış prostat kanseri anlaşılır. Tedavisi için kan dolaşımındaki erkeklik hormonunu ortadan kaldırmak amaçlı yöntemler uygulanır. Erkeklik hormonunun %90'ı testislerde yapılır. Her iki testisin çıkarılması (Hadım etmek) yeterlidir. Bir iki gün gibi kısa sürede sonuç alınır. Hastaneye yatmadan ayaktan uygulanabilir. Sadece bu bölgenin iğne yapılarak bölgesel uyuşturulması yoluyla kolaylıkla ağrısız bir biçimde yapılabilir. Ucuzdur. Hastalar tarafından kabul edilmesinde sorunlar olsa da kolay ve güvenilir bir yöntemdir.

  • Varikosel
    Varikosel testis toplardamarlarının varisidir.

    Varis: Venlerin anormal uzama kıvrılma ve genişlemesidir.

    Testisler vücut dışında yaratılmıştır. Testislerin ısısı karın içi ısısından 2-4 derece düşüktür. Bu fark sperm yapımı için gereklidir. Isınan testiste sperm yapımı bozulur.

    Toplardamarlar (venler) testise gelen kanın boşalmasını sağlarlar. Uzamış ve kıvrılmış venler kirli kanın testiste göllenmesine neden olur. Testisin ısınması ve kan akımının bozulması sperm yapımını bozar. Sperm sayısı azalır, hareketleri yavaşlar.

    Varikosel tüm genç erkek nüfusun %15'inde bulunur. İnfertil erkeklerde varikosel bulunma olasılğı %40 a kadar çıkar.

    Varikoseli olan erkeklerin %60'ının tedavisiz çocuğu olur. Varikosel olan erkeklerin %90'nda sol varikosel vardır. İki taraflı varikosel bulunma ihtimali %30 a kadar çıkar.

    Sol testis kanını sağa göre daha uzun bir mesafe kat ederek böbrek toplardamarına boşaltır. Sol tarafta kanın geri kaçmasını engelleyecek kapakçıların sayısı daha azdır. Bu nedenle solda varikosel oluşumu daha kolaydır. Varikosel sperm yapımını bozmanın yanında ağrıya da neden olabilir ama ağrı tüm varikosel olgularının %10 u kadardır.


    Büyük toplardamar paketlerinin olduğu varikoseller gözle fark edilebilirler. Varikosel ergenlikte ortaya çıkar. Pek çok olguda ağrısız olduğundan fark edilmezler. Genellikle infertilite değerlendirilmesi sırasında fark edilirler. Tanıda altın standart elle muayenedir. Muayene eden hekimin deneyimi ve hastaya ilgisi ve yansızlığı önem taşır. Çünkü muayene subjektiftir. Hekimin ticari yönlendirmelerden kaçınması önemlidir. Varikosel muayenesi oda ısısında ayakta yapılır. Hastanın kordonu başparmak ile işaret parmağı arasına alınarak kan akımına engel olmayacak şiddette bastırılarak tutulur.


    Birinci derece varikoselde hasta ıkındığında toplardamarların geri akımla genişlediği elle hissedilir. İkinci derece varikoselde genişlemiş venler hasta ıkınmadan da hissedilir. Üçüncü derece varikoselde genişlemiş venler dışarıdan bakan bir göz tarafından görülür. Renkli Doppler Ultrasonografi ile değerlendirme aşağıdaki durumlarda gerekli olabilir.


    1. Fizik muayenin zor olduğu şişman hastalarda,


    2. Elle muayene ile şüpheli kalınan vakalarda ,


    3. Sol varikosel varlığında sağda varikosel olup olmadığını araştırmak amacıyla


    4. Operasyon düşünülen hastalarda mediko-legal nedenler nedeniyle yapılır.


    HANGİ HASTADA TEDAVİ?
    Varikosel tedavisi iyi seçilen hastalarda çocuk sahibi olabilmenin en kolay ve ucuz yoludur. Kadın partneri gereksiz tedaviler ve girişimlerden koruduğu gibi; ayrıca ikinci çocuğun da tedavisiz olabilmesini sağlar.

    Çocuğu olmayan erkeklerdeki her varikosel ameliyat edilmeli midir?

    Varikosel ameliyatına karar verilirken çiftin çocuk sahibi olabilmesi açısından ihtimalleri hastaya ve eşine iyi anlatılmalı. Varikoselin cerrahi düzeltiminin sonuçları alternatif tedavi yöntemleri ile karşılaştırılarak tartışılmalıdır. Varikoselin cerrahi düzeltimi için aşağıdaki minimum koşullar olmalıdır.


    1. Çiftin infertil olduğu bilinmelidir. (On iki aylık düzenli korunmasız ilişki)


    2. Bayan partnerin normal olduğu bilinmelidir. (Hastalığı varsa bunun düzeltilebilir olduğu durumlar)


    3. Spermin sayı hareket veya şekil bozukluğundan en az biri varsa


    4. Varikosel muayenede elle saptanabilmelidir.

    Varikoselin derecesinin ameliyat endikasyonunda önemi yoktur. Çünkü her derecede ele gelen variksel sperm yapımını eşit derecede olumsuz etkiler.

    Fizik muayenede saptanılamayan ama ultrasonografide bulunan varikosellerin (subklinik varikosel) klinik olarak anlamı yoktur, cerrahi düzeltmenin gereksiz olduğu yapılan bir çok çalışmayla kanıtlanmıştır.


    5. Menide canlı ya da ölü spermin bulunmadığı durumlarda (Azospermi) varikosel ameliyatı ile ilave tedavi olmaksızın çocuk sahibi olmak mümkün değildir. Ancak ameliyattan sonra olguların %20-30'unda menide az sayıda sperm çıkar. Tüp bebek işlemi testisden alınacak sperm yerine meniden alınan sperm ile yapılır, bu da tüp bebek işlemindeki başarıyı belirgin olarak arttırır.


    VARİKOSEL HANGİ YÖNTEMLE AMELİYAT EDİLMELİDİR ?


    Varikosel tedavisinde kullanılan 4 ameliyat tekniği vardır:
    1- Standart açık cerrahi


    2- Laparoskopik


    3- Anjio- embolizasyon


    4- Mikro – cerrahi ile varikoselektomi


    Mikrocerrahi ile varikoselektomi günümüzde altın standart olarak kabul edilir, bu teknikle yapılan ameliyattan sonra varikoselin nüks etme ihtimali yok denecek kadar azdır. Bu yöntemde testise ait atardamarlar ve akkan damarları ve sinirler korunurken tüm toplardamarlar bağlanabilir. Mikrocerrahi ile varikosel onarımı lokal anestezi altında yapılabilir.

    Ayrıca Sperm parametrelerindeki düzelme diğer yöntemlere göre daha yüksek orandadır. Mikrocerrahi dışındaki yöntemler günümüzde neredeyse tamamen terk edilmiştir.

    Gebelik için 1 yıl beklenilmelidir. 3 ay aralarla sperm sayımları yapılmalıdır. İlk 3 sperm analizi sonrası düzelme izlenememesi sonucunda hasta ve eşiyle alternatif tedavi yöntemleri tartışılmalıdır.

    Yukarıdaki koşullar yerine geldiğinde 1 yıllık takipte kendiliğinden gebelik ihtimali %30-40 arasında değişir. Gebelik sağlanamayan olguların bir kısmında da sperm sayı ve hareketinde belirgin düzelme gözlenir, bu olguların bir kısmı mikroenjeksiyon-tüp bebek yerine daha ucuz ve kolay bir yöntem olan aşılama tedavisine aday olabilirler.
  • Azospermi
    Menide canlı ya da ölü hiç sperm hücresi bulunmaması olarak tarif edilebilir. Azospermi erkek nüfusun %1′inde, çocuğu olmayan erkeklerin ise %10-15'inde bulunur. Testiste sperm ciddi yapımı bozukluğuna ya da yapılan spermin dışarı çıkamamasına bağlıdır. Çok az sayıdaki olgu ise hormonal yetmezlik sonucu oluşur. Mikroenjeksiyon (ICSI) yöntemi uygulama alanına girene kadar bu çiftlerin çocuk sahibi olma imkanları yok idi. Mikroenjeksiyon ile tek bir spermle dahi gebelik elde edilebiliyor olması azospermik erkekler için de genetik olarak kendi çocuklarının babası olma olasılığını yaratmıştır.
    Tıkanıklık tipi azospermi (Obstrüktif Azospermi-OA): Testiste sperm yapımı normaldir. Yapılan sperm doğmalık ya da sonradan edinilen hastalıklar sonucu oluşan tıkanıklıklar nedeniyle dışarı çıkamaz. Bu durumların cerrahi tedavisi çok sınırlı durumların dışında mümkün değildir. Mikroenjeksiyon tedavisi tek seçenektir. Bu olgularda testislerin muayenesinde her iki testisin normal büyüklük ve kıvamda olduğu gözlenir.

    Epididim adı verilen döl yolu kısımları normalden belirgin geniş olarak ele gelir. Yalnızca el ile muayene ile tıkanıklık tipi azospermiyi yapım bozukluğu tipi azospermiden ayırt etmek %95-97 oranında mümkün olur. Serumda ölçülen FSH hormon düzeyi normaldir. Eğer testis biopsisi yapılırsa sperm yapımının normal olduğu gözlenir.
    Doğmalık vaz deferens agenezisi adı verilen durumda testisten spermi idrar yoluna ulaştıran yol doğuştan iki taraflı olarak yoktur. Bu olgularda ağırlıkla akciğerleri ilgilendiren bir hastalık olan Kistik Fibrozis geni geçişi söz konusu olabilir. Tedavi gören çifte bu konuda genetik danışma verilmelidir.
    OA olgularında gelişmini tamamlamış ve canlı sperm hücreleri testis içinde ve tıkanıklığın olduğu bölgeye kadar döl yollarında bulunduğu için mikrocerrahi dediğimiz yöntemle buralardan elde edilebilmektedir. (MESA) Tıkanıklık tipi azospermide sperm elde etme olasılığı %99'dur. Çok bol miktarda sperm elde edilebildiği için spermi dondurarak saklamak ve çok sayıda mikroenjeksiyon seansında kullanabilmek mümkündür. Bu tip azospermilerde mikroenjeksiyon için kullanılan sperm normal sperm olduğu için erkek infertilitesinde mikroenjeksiyon olguları içerisinde canlı doğum elde etme oranı en yüksek olan gruptur.
    Kadın yaşının normal olduğu çiftlerde tekrarlanan seanslarla birlikte canlı doğum oranları %70'lere kadar çıkar. Bu hastalarda her mikroenjeksiyon seansında istenirse taze sperm ile de çalışmak mümkündür. Bu durumlarda PESA dediğimiz yöntemle döl yoluna iğne ile girip sperm alma yöntemi uygulanabilir. Bu işlem için bir taraf testisine lokal anestezi uygulamak yeterli olur.
    YAPIM BOZUKLUĞU TİPİ AZOSPERMİ NONOBSTRUKTİF AZOZPERMİ (NOA): Testisde sperm yapımı ileri derecede bozuktur. Olguların %40-50 sinde testis dokusu içerisinde az sayıda sperme rastlanılabilir. Bu spermler nadiren menide görülebilir ve çok az sayıdadır. Bu yapımı ilaç tedavisi ile arttırmak mümkün değildir. Testis boyutları normalden genellikle değişik derecelerde küçüktür. Serum FSH hormonu normalden genellikle yüksektir. Testis biopsisi yapılırsa sperm yapımının değişik derecelerde bozuk olduğu gözlenir.
    Testiste sperm bulunan alanlar doku içerisinde yamalı alanlar tarzında bulunabilir. Testis ortadan ikiye yarılarak maksimum doku görünür hale getirilir. Bu bölgelerden sperm alınarak mikroenjeksiyon işlemi yapılabilir. Başlangıçta testisten açık biopsi (TESE) tarzında yapılan bu işlem daha sonra testis dokusunu cerrahi mikroskop altında 15-25 kez büyütüp bu alanları tanıyarak daha başarılı bir şekilde sperm elde etme şeklinde yapılmaktadır. (mikroTESE) Bu alanların görünümü etraf dokulardan farklıdır.
    Elde edilen doku Üroloğa eşlik eden embriyolog tarafından işlenir. Elde edilen materyal mikroskop altına konularak sperm araştırılır. Eğer bol miktarda sperm bulunursa alınan doku miktarı arttırılarak dondurulur ve tekrarlayan mikroenjeksiyon seanslarında kullanılabilir.
    Mikrocerrahi sperm bulabilme ihtimalini arttırmanın yanında testisten minimum doku çıkarılmasını ve maksimum kanama kontrolünü sağlar. Tüm olgular değerlendirildiğinde testiste sperm bulunma ihtimali %40-50 civarındadır. Sperm bulunan olgularda olguların yarısının çocuk sahibi olabileceği diğer yarısının olamayacağı akılda tutulmalıdır. Açık biopsi yöntemi ile TESE'nin şematik gösterimi
    Mikro-TESE öncesi testisin ortadan ayrılması

    Hangi hastada sperm bulunabileceğini önceden kesin olarak gösteren bir test yoktur. En olumsuz testis biopsisi sonucun da bile %20 civarında sperm bulunma olasılığı vardır. Testislerin boyutu küçüldükçe ve serum FSH düzeyi arttıkça sperm bulunma ihtimalinin düşeceğine inanılmış ise de tecrübeler böyle olmadığını kanıtlamıştır. TESE mutlaka deneyimli bir Ürolog tarafından mikrocerrahi yöntemle yapılmalıdır. Ehil olmayanlarca yapılan ve usulüne uygun yapılan işlemlerle sperm bulunabilecek hastalarda sperm yokluğu ile karşılaşma ihtimali yüksektir. TESE'den önce yapılacak herhangi bir ilaç tedavisi ile sperm bulunma ihtimalini arttırmak mümkün değildir. Azospermi nedeni olarak en sık rastlanan genetik anomali olan Kleinefelter's Sendromunda(47XXY) da TESE de sperm bulma ihtimali NOA'daki kadardır. Ancak testis boyutları küçük olduğu için ve hastaların testeoteron seviyeleri normalin alt sınırına yakın veya normalden düşük olduğu için çıkarılan doku miktarı önemlidir. İşlemden sonra veya artan yaşla birlikte düşük hormon seviyesi ile karşılaşılabileceği akılda tutulmalıdır. TESE'nin tekrarı : Sperm bulunamayan hastalar bu durumu kabul etmek istemezler.
    Evlat edinme veya donör spermi kullanarak çocuk sahibi olmak kültürel nedenlerle ülkemizde kabul edilmesi zor seçeneklerdir. Özellikle bayan partner TESE'nin tekrarı konusunda istekli hatta bazen ısrarcı olabilir. TESE tekrarına karar verilirken dikkatli olunmalıdır. Sperm bulunamayan bir hastanın TESE tekrarında sperm bulunma ihtimali %10-15'i geçmez. İlk TESE ehil olmayan ellerde ve/veya tekniğine uygun yapılmamış ise bütün ihtimaller çifte anlatılarak ve ovulasyon stimulasyonu yapılarak bulunduğunda hemen mikroenjeksiyon yapılmak kaydıyla denenebilir. TESE tekrarında embryolog uyarılmalı sperm arama işlemine normalin 2-3 katı zaman ayrılmalıdır.
  • Erektil Disfonksiyon
    Sertleşme insanda sinir ve damar öğelerinin ortak çalışması ile gelişir. Beyin omurilik hattından gelen sinyalin penise ulaşması ile penis içindeki süngersi yapının gevşeyerek kan ile dolmasını sağlayan kimyasal bir dizi olay tetiklenir.
    İktidarsızlık Nedir ?
    Erkek cinsel organının cinsel ilişkiye girecek kadar sertleşememesi durumuna iktidarsızlık denir. "memnun edici seksüel performansa izin verecek yeterli ereksiyonu sağlamak ve devam ettirmedeki kalıcı yetersizlik" tanımlanabilecek bu durumu "sertleşme bozukluğu" veya "erektil disfonksiyon" olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.
    Yaşlandıkça Sertleşme Bozukluğu Görülme İhtimali Artıyor
    40 yaşında %10 ila 40 arasında görülen sertleşme sorunu 70′li yaşlarda %50 ila 80 oranına ulaştığı bildirilmektedir. Türkiye'de kurumsal olarak yapılmış geniş ölçekli çalışmada sertleşme bozukluğu sıklığı 40 yaş üstü tüm yaş gruplarında ortalama %69,2 olarak tespit edilmiştir.
    Niye Sertleşme Bozukluğu Gelişiyor ?
    "Sertleşme" insanda sinir ve damar öğelerinin ortak çalışması ile gelişir. Beyin omurilik hattından gelen sinyalin penise ulaşması ile penis içindeki süngersi yapının gevşeyerek kan ile dolmasını sağlayan kimyasal bir dizi olay tetiklenir. Bu sayede penis kan ile dolar ve sertleşir. Burada iletimini engelleyecek sinirsel (cerrahi sonucu sinirlerde yaralanma ve benzeri durumlar) hastalıklar sertleşmeyi bozabilir. Da ha da önemlisi hatta en sık olarak süngersi yapının gevşeyerek kan ile dolmasını engelleyecek damarsal bozukluklar (damar sertliği, şeker hastalığı, yüksek tansiyon gibi) sertleşme bozukluğuna yol açabilen diğer önemli hastalıklardır.

    Kimler Daha Fazla Risk Altında ?

    En başta yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, şişmanlık, sigara tüketimi, hareketsizlik gibi kardiyovasküler risk faktörü taşıyan kişiler gelir. Özellikle kilo fazlalığı ; göbek çevresi boyutunun artması ve ereksiyon problemi yakın zamnanda önemli çalışmalara konu olmaktadır ve ciddi anlamda risk olarak gösterilmektedir. Şeker hastalığı ise en önemli etkenlerin başında gelmektedir. Coğu zaman sertleşme bozukluğu, damar sertliğinin ve şeker hastalığının erken habercisidir. Bunun dışında nörolojik hastalığı olanlar, hormonal bozukluğu olan ve sinirlerin zarar görebileceği ameliyatlar geçirenler de risk altındadır.


    Sertleşme Sorunu Olan Hasta Doktora Başvurduğunda Ne Gibi Testlerden Geçmekte ?

    Sertleşme sorunu olan hastayı değerlendirirken ilk önce hastayı dinlemek gerekir. Birçok hastada sorunun organik değil psikolojik veya ikili ilişki kaynaklı olabileceği görülmektedir. Hastayı dikkatlice dinlemek ve gerekli sorularla gerekli cevapları almak çoğunlukla yapılacak birçok testten daha yararlı olmaktadır.

    Bunu takiben yapılacak kapsamlı bir fizik muayene Peyronie's hastalığı gibi ikincil olarak sertleşme bozukluğuna neden olabilecek hastalıkların ipucunu verecektir. Bunun yanında son 12 ay içinde ölçülmediyse açlık kan şekeri, kolesterol ve erkeklik hormonu olan testosteron ( özellikle bioavailable testosteron düzeyi), SHBG (Sex Hormon Bağlayan Globulin) seviyelerinin ölçülmesi gerekmektedir. Bu temel değerlendirmeden sonra eğer gerek görülüyorsa ileri testlere geçilebilir. Bunların arasında en çok kullanılan penise yapılan ve yapay sertleşme sağlayan bir iğneyi takiben penis ana damarlarındaki kan akımını ölçen Doppler Ultrasonografi testidir. Bu test bize penis fonksiyonları ile ilgili çok değerli bilgiler vermektedir.

    Sertleşme Bozukluğunun Tedavisinde Hangi İlaçlar Kullanılmakta ?

    Sertleşme bozukluğunun tedavisinde ilaçlara geçmeden önce düzeltilebilir risk faktörlerinin ele alınması gerekir. Sigara içmenin bırakılması, düzenli egzersize başlama, kilo verme birçok hastada dramatik düzelmeler sağlayabilir. Bu değişiklikleri orta yaşta gerçekleştirmiş kişiler dahi 2 yıl gibi kısa bir sürede bu değişiklikleri gerçekleştirmemiş olanlara oranla sertleşme problemlerini %70 düzeyinde azaltmaktadırlar. Erkeklik hormonu (Testoseteron) düzeylerindeki düşüklükler ilave hormon destek tedavileriyle düzenlenebilir.

    Yaşam şekillerini olumlu bir şekilde iyileştirmelerine rağmen sertleşme sorunları devam eden hastalar ilk basamak olarak ağızdan ilaç tedavisine alınmaktadır. Ağızdan ilaç tedavisinin temelini PDE5 inhibitörleri oluşturur. Sildenafil (Viagra), Vardenafil (Levitra) ve Tadalafil (Cialis) bu grubun en bilindik yüzleridir. Bu ilaçlar kendi başlarına sertleşme sağlamamalarına rağmen belirgin cinsel uyarılara ( görsel- tensel) bağlı oluşan çok hafif sertleşmeleri güçlendirirler. Bu şekilde daha kısa sürede etki başlatarak daha nitelikli ve daha uzun süreli cinsel beraberliği sağlamada etkili olurlar. Hangi molekülün seçileceğine hasta doktoru ile beraber ilaçtan beklentiler ve ilaçların kendilerine özgü yan etkileri tartışarak karar verir. İlaçlardan genel olarak %50-80 oranında başarı beklenmelidir.
    Oral Tedaviye Cevap Vermeyenlerde Nasıl Bir Yol İzleniyor ?

    PENİS PROTEZİ (MUTLULUK ÇUBUĞU) NEDİR?

    Oral tedaviye cevabı olmayanları önünde birden fazla ikinci basamak tedavi seçeneği vardır. Bunların başında hastanın kendi kendine, aynı şeker hastalığında insilün uygulanması gibi penis dokusunun içine yaptığı enjeksiyonlar (Papaverin-phentolamin-prostaglandin E1) pek çok hasta tarafından uzun vadede zahmetli ve uygulanamaz bulunmaktadır.
    İkinci basamak tedavileri başarısız veya kabul edilemez bulan hastalar ise mutluluk çubuğu / balonu cerrahisine yönlendirilmektedir. Temel olarak bükülebilir ve şişirilebilir olmak üzere iki modeli mevcuttur. El kapasitesi sınırlı veya yüksek maliyetten kaçınan hastalar için daha uygun model bükülebilir protez tipleriyken, doğala daha yakın bir ereksiyon beklentisi olan ve sosyal ortamda giysi altından belirgin olmamasını isteyen hastalar içinse şişirilebilen protez tipleri daha uygundur.

    Üroloji kliniğimiz CETAD (inzel Eğitim ve Araştırma Derneği) sertifikalı Psikiyatri uzmanımızın desteği ile her basamakta sertleşme bozukluğu olan hastalara yüksek kalitede teşhis ve tedavi imkanı sunmaktadır.
  • Üriner Sistem Taş Hastalığı (Ürolithiazis)
    İdrar yolları taşları eninde sonunda sıklıkla ağrıya neden olurlar. Ağrı genellikle iki şekilde oluşur. Bunlardan en sık görüleni ve en önemlisi renal kolik dediğimiz, böğüre veya kasığa bıçak saplanır tarzda olan ağırlardır. Taş hastalığı yurdumuzda (ortalama %15) diğer ülkelere nazaran daha sık görülmektedir. Taş oluşumunda etkili olan faktörler şöyle sıralanabilir: Genetik yatkınlık: Taş oluşumundaki en önemli risk faktörlerindendir. Taş hastalığı olan hastaların ailelerinde yüzde 10-40 arasında değişen oranlarda taş hikayesi mevcuttur. Yaş ve cinsiyet: Taş hastalığı genellikle yirmili yaşlarda başlamaktadır. Erkeklerde biraz daha sık görülmektedir. Coğrafi dağılım: Dağlık ve tropikal bölgelerde daha sık görülmektedir. Dünyada en fazla Suudi Arabistan'da, en az da İtalya ve Çin'de görülmektedir. Türkiye'de ise en sık güneydoğu anadolu bölgesinde görülmektedir. İklim: Taş oluşumu özellikle vücuttaki sıvı kaybına bağlı yaz aylarında daha sık olmaktadır. Beslenme: Taş oluşumundaki en önemli faktörlerden biridir. Özellikle alınan su miktarı önemlidir. Alınan su miktarı arttıkça risk o kadar azalmaktadır.Bunun yanında protein ve karbonhidrattan zengin, lifli gıdalardan fakirdiyettaş hastalığı riskini arttırmaktadır. Taşlar kimyasal yapılarına göre kalsiyum içeren ve içermeyen taşlar olmak üzere 2 grupta incelenirler. Kalsiyum içeren taşlar tüm taşların yüzde 85'i olup, genellikle 2 şekilde bulunur: kalsiyum oxalat ve kalsiyum fosfat. Kalsiyum içermeyen taşlar daha nadir olup, bunlar arasındaki en sık görülenler ürik asit, sistin ve enfeksiyon taşlarıdır. Klinik bulgular İdrar yolları taşları eninde sonunda sıklıkla ağrıya neden olurlar. Ağrı genellikle iki şekilde oluşur. Bunlardan en sık görüleni ve en önemlisi renal kolik dediğimiz, böğüre veya kasığa bıçak saplanır tarzda olan ağırlardır. Bu ağrılar çok şiddetli olup, genellikle bulantı-kusmayla beraberdir. Taşların yaptığı diğer ağrı şekli kolik tarzı olmayan künt ağrılardır. Bu ağrılar hafif ağrılar olup, genellikle devamlılık arz ederler. Böbrek içerisinde olan taşlar ağrı yaptıklarında safra kesesi taşları ile; Böbrekten çıkmış idrar yolarına düşmüş taşlar ise sağ tarafta apandisitle karışabilirler. Klinik olarak hastalarda ikinci sıklıkta görülen bulgu idrarda kan görülmesidir. Bu durum makroskopik ( hastanın kendi gözlemlediği) veya mikroskopik ( idrar tahlil incelemesinde )olmak üzere hastaların yüzde 85'inde bulunur. Nadiren tam tıkanıklık durumlarında hiç kan görülmeyebilir. Taş hastalarında, tıkanıklığa bağlı olarak enfeksiyonlarda sık görülmektedir. Enfeksiyon çok basit formda olabileceği gibi, ağır böbrek iltihabına dahi yol açabilir. Bu durumlarda ateş sıklıkla vardır.

    Tanı

    Yukarıdaki klinik bulguları olan hastalara ilk olarak Direkt üriner sistem grafisi çekilmelidir. Bu filmle taşların yüzde 85'ine tanı konulabilir. Bu filme ek olarak hastalara ultrasonografi, IVP ve tomografi yapılabilir.

    Tedavi

    Taş hastalığında tedavi modaliteleri çok farklılık göstermektedir. Bazı hastalara hiçbir şey yapılmaz iken, bazı hastalara acil olarak cerrahi tedavi uygulanabilir. Tedavi seçeneklerini şöyle sıralayabiliriz:

    İzlem: Böbreğin neresinde olursa olsun 4 mm'den daha küçük taşlar takip edilebilir. Yine bu boyuttaki idrar yoluna düşmüş taşlarda, tam tıkama yapmamışsa takip edilebilir. 4 mm'den daha büyük üreter (böbrekle idrar torbası arasındaki kanal) taşları 2-3 haftada medikal tedaviyle takip edilebilir. Bazı durumlarda böbrek altı kalix taşları da takip edilebilir.

    ESWL (dışarıdan ses dalgaları ile taş kırma):Böbrekte bulunan 2-cm'ye kadar olan taşlarda uygulanır. ESWL'nin yapıldığı ikinci yer ise üreterdir. Özellikle üst üreter taşlarında çok etkilidir. Seanslar halinde yapılır. Hasta işlemden sonra evine gidebilir. Kullandığımız ESWL cihazıı (Siemens MODULARIS URO) hem ultrasonografik (radyolojik görüntülenmeyen nonopak taşlarda) hem de floroskopik (radyolojik olarak rahat gözlenebilen opak taşlarda) odaklama yapabilen bu alanda kullanılan en etkili cihazdır.

    URS (üreterorenoskopi): Bu yöntem genel anestezi gerektirir. İdrar yolunda girilen aletle idrar torbası ve alt üreterdeki taşları BASINÇLI HAVA DALGASI – ULTRASON VE EN EFEKTİF OLARAK HOLMIUM LASER ENERJİSİ KULLANARAK kırılır, parçalanır ve vücut dışarısına alınır. Bu işlemde kliniğimizde kullandığımız flexible üreteroskopi aleti hem hastaya hem de işleme yapan üroloğa inanılmaz avantaj sağlar

    PNL (perkütan nefrolitotomi): Bu yöntem de genel anestezi gerektirir. Özellikle böbreğin içindeki ESWL yapılamayacak kadar büyük taşların veya ESWL yapılamayacak kadar büyük taşların veya ESWL'ye dirençli taşların tedavisinde etkilidir. Sıklıkla alt kalix taşlarının tedavisinde uygulanan yöntemdir.

    MINI – MICRO PERC: Standart perkütan nefrolitotomiye oranla çeşitli avantajlara sahiptir. Taş kırma ve retrograd intrarenal cerrahi ile karşılaştırıldığında daha iyi taşsızlık oranları ortaya koymaktadır. Hemorajik komplikasyonları belirgin olarak azdır ve bu durum onu böbrek taşı tedavisinde ilgi çekici bir yöntem yapmaktadır. AÇIK OPERASYON: Diğer tedavi şekillerinin yaygınlaşmasından sonra da az uygulanan bir yol haline gelmiştir. Kabaca her türlü taş hastalığında uygulanabilir. Çok büyük böbrek taşlarında ve diğer tedavi yöntemlerinin başarısız olduğu veya vücut anamalileri nedeniyle ureteroskopi ve ya perkütan girişimin yetersiz kaldığı durumlarda kullanılır.
  • İyi Huylu Prostat Büyümesi
    Prostat ikincil bir seks bezidir. Ürettiği salgı erkeğin menisinin %20'sini oluşturur. Salgısının içerdiği maddeler spermin canlılığını ve hareketini sağlar. İnsan neslinin devamında önemli bir rol oynayan prostat bezi yaşlanan erkek için İyi huylu prostat büyümesi ve prostat kanseri gibi önemli ve sık görülen hastalıkların nedeni olabilir. Prostat, leğen kemiğinin içerisinde düz barsağın üzerinde yer alır. Mesanenin çıkımında üretra dediğimiz mesaneden dışarı uzanan idrar kanalını çepeçevre sarar. Prostat bezi yaşlanmakla birlikte büyür. Bu büyümede yaşla birlikte değişen hormonların rolü olduğu düşünülür. Ergenlikten sonra kastre (hadım) edilenlerde iyi huylu prostat büyümesi görülmez. Yaşla birlikte azalan erkeklik hormonları ve değişen hormonal dengeler son yıllarda en çok üzerinde durulan faktördür. Birçok diğer muhtemel nedensel faktör araştırılmış ise de anlamlı olabilecek bir sonuca ulaşılamamıştır. Prostatın iyi huylu büyümesi mesane çıkımında ve içerisinden geçen idrar kanalında tıkanıklığa neden olur. Bu büyüyen dokunun yaptığı mekanik bası ile birlikte bu bölgede artan spazmın da sonucu hasta şikayetleri belirginleşir.

    50 yaşın üzerindeki erkeklerin %25 inde idrar etme ile ilgili semptomlar vardır. 70 yaş ve üzerinde üzerinde bu oran %50′ye çıkmaktadır. Yirminci yüzyılda dünya nüfusunun 20 yaş daha yaşlandığı göz önüne alınırsa yalnız sağlık problemi olmanın yanında ciddi bir ekonomik problem olarak da görülmektedir. ABD'de iyi huylu prostat büyümesi için yıllık harcama 4 milyar dolara ulaşmaktadır

    Duraksayarak idrarı başlatma, idrar akım gücünde azalma, mesaneyi tam boşaltamama hissi, idrar yaptıktan sonra 1-2 saat içerisinde tekrar işeme, zorlanarak idrar yapma, idrar yaptıktan sonra damlama gibi tıkanma belirtilerinin yanında sık idrara gitme, gece ikiden fazla idrara gitme, koşturarak idrara gitme, acil idrar kaçırma gibi mesanenin depolama işlevi ile ilgili belirtilere de neden olur. Bu belirtiler mesane boynunda artan direncin mesane duvarında yarattığı değişiklikler nedeniyledir. Parmakla rektal muayenede prostatın büyüklüğü ve kıvamı ile birlikte yüzeyinde normalden daha sert alanlar olup olmadığı değerlendirilir. Prostat büyüklüğü ile semptomların şiddeti arasında ilişki yoktur. Küçük bir prostat mesane çıkımını çok daha büyük prostata göre daraltabilir ve daha şiddetli işeme sıkıntılarına yol açabilir.

    Normal bir insanda idrar yaptıktan sonra mesanede idrar kalmaz. İyi huylu prostat büyümesinde başlangıçta duvarını kalınlaştırarak basıncını arttıran mesane kendisini boşaltmayı becerebilir. Zaman içerisinde mesanede artan miktarlarda bakiye idrar kalır. Bu da hastanın şikayetlerinin belirgin ölçüde artmasına neden olur. Özellikle idrara gitme sıklığı çok artar. Çok uzayan süreçlerde üst üriner sistem etkilenerek her iki böbrekte genişleme ve böbrek yetmezliği ortaya çıkar. Mesanede taşların oluşmasına ya da böbrekten mesaneye düşen taşların atılamamasına neden olur.

    Hastaları değerlendirmek için:

    tam idrar tetkiki, serum kreatini, Total PSA düzeyi, pelvik ultrasonografi, üroflovmetri ve miksiyondan sonra kalan idrar miktarının ultrasonografi ile ölçümü yapılır. Semptom skoru ve yaşam kalitesi skoru ile değerlendirilirler. Semptom skoru düşük olanlar dikkatli gözlem protokolü ile izlenebilirler.

    Bu protokolde hastalar -sıvı alınımını azaltmak -çay kahve alkol alınımını azaltmak -idrar geldiğinde penisi sıkmak, derin nefes almak, idrar etme düşüncesini uzaklaştırmak -kabızlığını gidermek, ilaçlarının saatlerini ayarlamak gibi yöntemlerle işeme yakınmalarını azaltmaya çalışırlar. İlaç tedavisinden önce uygulanmalıdır. Uygun hasta seçimi ile semptomlarda gerileme görülebileceği gibi semptomların uzun süre değişmeden aynı kalabileceği de bildirilmiştir.

    Mesane çıkımında ve prostatta mesane çıkımındaki direnci oluşturan yapılardaki spazmın iyi huylu prostat büyümesinde arttığı tespit edilmiştir. BPH'daki tıkanıklığın dinamik komponentini oluştururlar. Bu spazmın artışı alfa reseptörü adı verilen yapıların üzerinden olur. Alfa reseptör blokajı ile BPH'lı hastaların miksiyon bulgularında düzelme yaşam kalitelerinde artma gözlenmiştir. İlaç başlandıktan sonra kısa süre içerisinde etkisi ortaya çıkar. Ne kadar uzun süre kullanılırsa kullanılsın tedavinin kalıcı etkisi yoktur. İlaç kesildikten sonra yakınmalar ilaç kullanımından önceki duruma dönecektir.

    Günümüzde hafif ve orta şiddette semptomları olan hastalarda, ameliyat edilemeyecek hastalarda kullanılır. Terazosin, Doksazosin, Tamsulosin ve Alfuzosin'in ticari preparatları vardır. Etkinlikleri arasında fark yoktur. Ama hipotansif yan etki alfa1-a subtipi olan alfuzosin ve tamsulosinde daha azdır. Terazosin ve Doksazosin tedavinin hipotansif yan etkilerinin sıklığı nedeniyle düşük dozlarda başlanılıp dereceli olarak yapılan doz artırımı ile tedavi dozuna ulaşılır. Bu grup ilacın sözü edilmesi gereken bir diğer yan etkisi ise orgazm sırasında meninin geriye kaçmasıdır.

    5-alfa redüktaz testosteronun prostatta aktif androjen olan dihidrotestosterona dönüşümünü inhibe eden enzimdir. Dutasterid ve Finasterid ticari olarak bulunabilen 5-alfa redüktaz inhibitörleridir. Altı aylık kullanımda prostat hacmini %20-30 'a varan oranlarda küçültür. Semptomları düzeltmedeki etkinliği alfa blokerler kadar yüksek değildir. Büyük prostatlarda (>40g) etkilidir. Etkisi uzun sürede aylar içerisinde ortaya çıkar. Libidoyu azaltabilir. PSA düzeyini %50 düşürür. Hasta bu ilaçları kullanırken ölçülen PSA değerleri iki ile çarpılarak değerlendirilmelidir. Yüksek veya yükselen PSA ile takip edilen hastalarda ilacın bu etkisi hatırlanılmalıdır. Hastayı cerrahiden korumada etkinliği tartışmalıdır. Alfa reseptörlerle kombine kullanılabilir. Kombine kullanımda 6 ay sonra 5-alfa redütaz inhibitörleri kesilmelidir.

    BPH'nın konservatif tedavisinde bitkisel tıbbın kullanımı daha yaygın hale gelmektedir. Birçok maddenin ve bunların kombinasyonları ticari preparatlar olarak piyasa sunulmuştur. Bilimsel çalışmalarda hiçbir bitkisel ilacın plaseboya etkinliği gösterilememiştir.

    Akut idrar retansiyonu (hiç idrar yapamamak-sonda konulması), Mesane taşı, Tekrarlayan kanamalar ve enfeksiyonlar, Üst üriner sistemde genişlemeler mutlak cerrahi endikasyonu oluşturur.

    Semptomların yaşam kalitesini bozması da hastalar tarafından cerrahi seçeneğinin tercih edilmesine neden olabilir.

    Standart cerrahi tedaviyi prostatın transüretral rezeksiyonu (TUR-P)-kapalı prostat ameliyatı oluşturur. Genel ya da spinal anestezi altında yapılabilir. Hastanede yatış süresi 2-3 gündür. Sonuçları minimal invaziv tekniklerden daha iyidir. Deneyimli bir elde iyi yapılmış olguların %1'inden azında inkontinans (idrar kaçırma), %5-10'unda erektil disfonksiyon (iktidarsızlık)gelişir. Zaman içerisinde ameliyat öncesi şikayetlerin tekrarı genellikle çıkarılması gereken dokunun tamamen çıkarılmaması ile ilgilidir. Adının " kapalı "ameliyat olması nedeniyle bu yaş grubundaki hastalara daha kolay bir yöntem imiş gibi görünse de deneyimli bir Ürolog gerektirmektedir. Özellikle büyük prostatlarda (60-100 gr.) açık cerrahi seçeneği de düşünülmelidir.


    Yüz gramın üzerindeki olgularda açık prostatektomi iyi bir seçenektir. Gelişen sütür materyalleri nedeniyle mesane daha güvenle kapatılabilmekte ve üretral sonda 4. veya 5. gün alınabilmektedir. Kısa ve uzun süreli komplikasyonları kapalı ameliyattan daha azdır. Büyük prostatlar için operasyon süresi daha kısadır. Her ne kadar küçük bir kesi bulunsa da uzun sürede prostatın nüksetmesi ihtimali yok kadar azdır. Her iki yöntemde de %80'e varan oranlarda retrograd ejakulasyon (Orgazm sırasında meninin mesaneye kaçması) görülür.


    Lazer prostatektomi için günümüzde Holmiyum lazerle yapılan enükleasyon (kesip çıkarma) prostatektomi (HoLEP) veya Diod 980 (kırmızı ışık) veya KTP (yeşil ışık) lazer kullanılarak yapılan vaporizasyon (buharlaştırma) prostatektomi kullanılmaktadır. Kanama kontrolünün daha iyi olması, antikoagulan (kan sulandırıcı) alan hastalara uygulanabilmesi, dilüsyonel hiponatremi riskinin olmaması gibi avantajları vardır. Bazı hastalarda ameliyat sonrası görülen uzamış irritatif semptomlar can sıkıcı olabilmektedir. Yüksek maliyet problemdir.

    Prostat ikincil bir seks bezidir. Mesanenin çıkımında üretrayı çepeçevre sarar. Simfiz pubisin arkasında, rektumun önünde, ürogenital diyaframın üzerinde yer alır. Rektumla arasında Denonvillier fasyası denilen kuvvetli bir yapı vardır. Prostat salgısı alkali Ph'sı ile vajen asiditesini nötralize ederek yine spermlerin hareketliliğinde rol oynar. Salgısında bulunan seminal plazmin adındaki antibiotik etkili madde ile vajinal bakteriler yok edilebilir. Bu etkisinin fertilizasyona katkısı vardır. Prostat salgısında bulunan çok miktarda kalsiyum ejakulasyondan sonra geçirgenliği artan sperme girerek kuyruğun hareketini arttırırlar. Ayrıca artan intrasellüler kalsiyumla sperm kafasının yapısı değişir ve litik enzimler salınarak spermin zona pellucidayı geçmesi kolaylaşır.


    Yani prostat salgısı olmadan sperm ovuma ulaşamaz, fertilizasyon oluşamaz.

    BENİGN PROSTAT HİPERTROFİSİ


    İnsan neslinin devamında önemli bir rol oynayan prostat bezi yaşlanan erkek için önemli hastalıkların nedeni olabilir

    Prostat bezi yaşlanmakla birlikte büyür. Bu büyümede yaşal birlikte değişen hormonların rolü olduğu düşünülür. Ergenlikten sonra kastre edilenlerde BPH görülmez. Yaşla birlikte azalan androjenlerle birlikte periferik dokuda androjenlerin östrojenlere dönüşümünün artmasıyla birlikte değişen androjen-östrojen oranı son yıllarda en çok üzerinde durulan etyolojik faktördür. Birçok diğer muhtemel etyolojik faktör araştırılmış ise de anlamlı olabilecek bir sonuca ulaşılamamıştır. Prostatın iyi huylu büyümesi mesane çıkımında ve prostatik üretrada yaptığı değişikliklerle obstruksiyona neden olur. 50 yaşın üzerindeki erkeklerin %20 sinde alt üriner sistem ile ilgili semptomlar vardır. 7. dekad ve üzerinde bu oran %35′e çıkmaktadır. Yirminci yüzyılda dünya nüfusunun 20 yaş daha yaşlandığı göz önüne alınırsa yalnız sağlık problemi olmanın yanında ciddi bir ekonomik problem olarak da görülmektedir.


    ABD'de Benign Prostat Hipertrofisi için yıllık harcama 4 milyar dolara ulaşmaktadır Benign Prostat hipertrofisi için genç sayılabilecek hastaların medikal tedavisi cerrahi tedaviden daha pahalıya mal olmaktadır.

    Parmakla rektal muayenede prostatın büyüklüğü ve kıvamı ile birlikte yüzeyinde endurasyon olup olmadığı değerlendirilir. Prostat büyüklüğü ile semptomların şiddeti arasında ilişki yoktur. Küçük bir prostat mesane çıkımını çok daha büyük prostata göre daraltabilir. Başlangıçta duvarını kalınlaştırarak basıncını arttıran mesane kendisini boşaltmayı becerebilir. Zaman içerisinde mesanede artan miktarlarda rezidüel idrar kalır. Bu da hastanın şikayetlerinin belirgin ölçüde artmasına neden olur. Çok uzayan süreçlerde üst üriner sistem etkilenerek iki taraflı hidronefroz ve böbrek yetmezliği ortaya çıkar. Hastaları değerlendirmek için tam idrar tetkiki, serum kreatini, TPSA düzeyi, pelvik ultrasonografi, üroflovmetri ve miksiyondan sonra kalan idrar miktarı ölçümü yapılır. Amerikan


    Üroloji Derneği tarafından oluşturulan semptom skoru ve yaşam kalitesi skoru ile değerlendirilirler. Semptom skoru düşük olanlar dikkatli gözlem protokolü ile izlenebilirler.

    Bu protokolde hastalar -sıvı alınımını azaltmak -çay kahve alkol alınımını azaltmak -idrar geldiğinde penisi sıkmak, derin nefes almak, idrar etme düşüncesini uzaklaştırmak -kabızlığını gidermek, ilaçlarının saatlerini ayarlamak gibi yöntemlerle semptomlarını azaltmaya çalışırlar. İlaç tedavisinden önce uygulanmalıdır.

    Mesane çıkımında ve prostatta alfa reseptörleri vardır. BPH'daki obstrüksiyonun dinamik komponentini oluştururlar. Alfa reseptör blokajı ile blokajı ile BPH'lı hastaların miksiyon bulgularında düzelme yaşam kalitelerinde artma gözlenmiştir. İlaç başlandıktan sonra kısa süre içerisinde etkisi ortaya çıkar Akut idrar retansiyonu, mesane taşı, tekrarlayan kanamalar ve enfeksiyonlar, üst üriner sistemde genişlemeler cerrahi endikasyonu oluşturur. Sempmtomların yaşam kalitesini bozması hastalar tarafından cerrahi seçeneğinin tercih edilmesine neden olabilir. Standart cerrahi tedaviyi prostatın transüretral rezeksiyonu oluşturur. Spinal anestizi altında yapılabilir. Hastanede yatış süresi 2-3 gündür.

    Sonuçları minimal invaziv tekniklerden daha iyidir. Olguların %1'inden azında inkontinans, %5-10'unda erektil disfonksiyon gelişir. Yüz gramın üzerindeki olgularda açık prostatektomi iyi bir seçenektir. Gelişen sütür materyalleri nedeniyle mesane daha güvenle kapatılabilmekte ve üretral sonda 4 veya 5. gün alınabilmektedir. Her iki yöntemdede %80'e varan oranlarda retrograd ejakulasyon görülür. Lazer prostatektomi için günümüzde Holmiyum lazerle yapılan enükleasyon prostatektomi (HoLEP) veya Diod 980 veya KTP lazer kullanılarak yapılan vaporizasyon prostatektomi kullanılmaktadır. Koagulasyon prostatektomi terkedilmiştir. Kanama kontrolünün daha iyi olması, antikoagulan alan hastalara uygulanabilmesi, dilüsyonel hiponatremi riskinin olmaması gibi avantjları vardır. Bazı hastalarda ameliyat sonrası görülen uzamış irritatif semptomlar can sıkıcı olabilmektedir. Yüksek maliyet ise bir diğer problemdir.

Gaziosmanpaşa

Sağlık Köşesi

Eşyalar dönüyor hissi BPPV belirtisi olabilir...

Kendisinin ya da eşyaların döndüğü hissine...

devamı

Parmaklarınızın neden uyuştuğunu hiç düşündünüz...

Pek çoğumuz parmaklarımızdaki uyuşma ve karıncalanma...

devamı

Burun estetiği yaptırırken koku duyunuzdan...

Sağlıklı bir dış görüntüye kavuşmak milyonlarca...

devamı

Kanserin bariyeri: Risk faktörlerinden uzak...

Önlenebilir olmasına rağmen her yıl milyonlarca...

devamı

Çocuğa mükemmeliyetçi yaklaşım ...

İnsan doğası nedeniyle toplumsal bir varlıktır,...

devamı

INTERNATIONAL PATIENT CENTER

:
*
:
*
:
*
:
*
:
*
:
*
:
Mr Ms
*
:
*
:
*
:
*
:
*
: Güvenlik Kodu
 
 
*

Send

Message Sent Successfully.

Error Occurred, Please, try again later.